+ Umutfmforum » Umutfmforum Genel » Umut Fm / Umut Fm Forum Hakkında » Umut FM Haftanın Makalesi
|- Rüzgar ekme, fırtına biçme. (24 Nisan 2011)
Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, şifrenizi ve aktif kalma süresini giriniz

Konu Bilgileri Kısayollar
Konu Başlığı Rüzgar ekme, fırtına biçme. (24 Nisan 2011)
Cevaplar 0
Sonraki Sonraki Konu
Görüntüleyenler0 ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Görüntülenme 150
Önceki Önceki Konu

Gönderen Konu: Rüzgar ekme, fırtına biçme. (24 Nisan 2011)  (Okunma sayısı 150 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Umut Fm

  • Site Sahibi
  • *
  • 5543
    İleti
  • Puan: 1219
  • Biz Hayatı Seslendiriyoruz...
    • Umut Fm
    • E-Posta
Rüzgar ekme, fırtına biçme. (24 Nisan 2011)
« : 24 Nisan 2011, 13:44:53 »
Rüzgar ekme, fırtına biçme.



Ne denilmiş:
"Rüzgar eken fırtına biçer."

Bu söz, Kürtçü siyasetle terör arasındaki ilişkiyi düşününce aklıma geliyor.
"Kürtçü siyasetin Kürt sorununun çözümü için nihai hedefi nedir" diye sorulduğunda neler söylenebilir?

Denebilir ki, güçleri yetse ayrılığı düşünebilirler.
Ama güçleri birkaç açıdan yetmiyor.
Bir, dünya konjonktürü böyle bir imkânı vermiyor.

İki, Kürtler ve Türkler o kadar birbirine kaynaşmış ki, bu yapıyı ayrıştırmak, büyük acıları davet etmek anlamına geliyor.
Ve üç, sırf Kürtler'in yaşadığı bölgenin sınırlarını çizmek kolay değil, ayrıca ülkenin doğusunda Kürt yoğunluğu olsa bile, Batı'daki birçok şehirde de yaygın Kürt nüfusu var ve bunların, bir mübadele ile yer değiştirmesi korkunç bir proje niteliğinde.

O zaman, geriye en nihai hedef olarak, yer yer özerk bölge formülü uygulamakla birlikte, yine de bir arada yaşama formülü kalıyor.
Yani ne yapsanız, Türkler'le Kürtler'i birbirinden koparamayacaksınız.

Buna bir de, kaçınamayacağınız komşuluk ilişkilerini eklerseniz, iç içe yaşamaya mahkumiyet diye bir şey ortaya çıkıyor.
Bu durumda, "rüzgar ekmek" aklı başında bir politika olarak görülüyor mu?

Türkiye'nin geldiği noktada şöyle bir vakıa var:
AB ile uyum süreci içinde, siyaset üzerindeki askeri vesayet önemli ölçüde azaldı. Kopenhag kriterleri, bunu kaçınılmaz kılıyordu.

Ama Kürtçü siyasette durum farklı.
O siyasetin üzerinde gittikçe artan bir terör örgütü baskısı bulunduğunu kim inkâr edebilir?

Ben, terör örgütünün baskısının, bir devletin silahlı gücünün vesayetinden çok daha vahşi sonuçlar vereceğini düşünürüm. Çünkü ne de olsa devletin askeri gücü, hukukla bağlı kalır. Nitekim, Ergenekon davalarında birçok olayın asker kökenli zanlısı hesap veriyor.

Ama bunu terör örgütü için düşünemezsiniz.
O zaten başına buyruk bir güçtür. Tamamen illegalite alanındadır. Kendi iç yaptırımlarından başka sorumluluk duymaz.

İşte o güç, PKK olarak, KCK olarak, şimdi, Kürt siyaseti üzerinde ve oradan yola çıkıp Türkiye siyaseti üzerinde terör estiriyor.
Sorun, siyaset alanındakilerin bu olguya nasıl baktıkları ile ilgili?

Şu anki görüntü, BDP ve onun çizgisinde siyaset yapanların, terör örgütü ile kol kola durduğu şeklinde.
Son veto olayında örgütün uzantıları, BDP'nin milletvekilleri ile yan yana, toplum üzerinde terör estirdiler.

Polis panzerlerinin yanında, kamu binaları, otobüsler, bankalar, iş yerleri kundaklandı.
Bir banka şubesine atılan molotofkokteyllerinin çıkardığı yangında, hamile kadınlar, çocuklar, yanma, dumandan boğulma tehlikesi atlattılar. İşyerlerine verilen zararın haddi hesabı yok.

Ekranlara yansıyan görüntülerde elinde molotofkokteyli taşıyan yüzü maskeli militanlarla, BDP'li milletvekilleri ya da bağımsız adaylar yan yana yer almaktaydılar.

Ne yaptı siyasetçiler?
Hakşinas olalım:
Olaylar yatıştıktan sonra, mesela Selahattin Demirtaş, tepkilerin demokratik çerçevede kalması gerektiğini, mala-cana zarar verilmesini onaylamadıklarını söyledi.

Peki bu yeterli mi?
Bence değil.
Görünen şu ki, BDP cenahı, bu sokak terörünü elde bir gibi tutmakta yarar görüyor. "Bunlar olmasa, veto geri alınmazdı" gibi bir mantık devrede tutuluyor.

O yan yana fotoğraflar, maalesef bir birlikteliği resmediyor.
Ben işte buna "Rüzgar ekmek" diyorum. Rüzgar ekildi, ekiliyor, bunun fırtınaya dönüşmesi kaçınılmaz. Üstelik bu fırtınanın, zaman içinde, rüzgarı ekenleri de alıp sürüklememesi mümkün değil.

Evet, orada çılgın bir yapılanma oluşuyor.
Genç insanlar, öfke yüklene yüklene, kontrol edilemez hale geliyor.
Bu işin sorumluluğunun bir kısmı, belki önemli bir kısmı devletin de payına düşebilir.

Ama, terörize edilmiş bir genç topluluğu, siyasi malzemeye dönüştürme hesabını da görmezden gelemeyiz.
Ben diyorum, bu gençlere yazık oluyor.
Ben diyorum, bu gençlerin içinden bir tane yetişmiş insan çıkmaz.
Bunlar kayıp nesildir.

Ne yazık ki, bu kayıp neslin oluşumunda, Kürt siyasetçilerin hesapçılığı da rol oynamaktadır.
Ve şunu da söyleyelim, üretilen canavar, yarın onu üretenleri de yiyecektir.
Bu terörize edilmiş kitleyi hangi durumda ne yapacağınızı tasarlamak zorundasınız.

Derim ki, hâlâ etkileyebilme gücünüz varsa, bu gençleri sokaktan çekin ve onlara, kendilerini yetiştirme vasatı hazırlayın. Devleti, iktidarı böyle bir imkânı hazırlaması için zorlayın.
Türkiye, gök ekinleri biçile biçile gelen bir ülke. Yetsin artık.

Ahmet TAŞGETİREN


...Hayat Akşamlıdır...

Seo4Smf Tagleri:
Tıklayın, konuyu kendi sosyal ağlarınızda paylaşın.
 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
1 Yanıt
120 Gösterim
Son İleti 31 Mayıs 2007, 15:31:47
Gönderen: MuaZ
0 Yanıt
89 Gösterim
Son İleti 18 Mart 2010, 01:27:28
Gönderen: papatyam
1 Yanıt
87 Gösterim
Son İleti 13 Ekim 2010, 23:18:08
Gönderen: hazret
4 Yanıt
217 Gösterim
Son İleti 11 Nisan 2011, 22:01:26
Gönderen: Emrullah Can
37 Yanıt
5290 Gösterim
Son İleti 13 Şubat 2012, 11:42:52
Gönderen: ARahman