+ Umutfmforum » Umutfmforum Genel » Anketler (Moderatör: Umut Fm)
|- Risale-i Nur'un sadeleimesine nasıl bakıyorsunuz?..
Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, şifrenizi ve aktif kalma süresini giriniz

Konu Bilgileri Kısayollar
Konu Başlığı Risale-i Nur'un sadeleimesine nasıl bakıyorsunuz?..
Cevaplar 11
Sonraki Sonraki Konu
Görüntüleyenler0 ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Görüntülenme 275
Önceki Önceki Konu

Gönderen Konu: Risale-i Nur'un sadeleimesine nasıl bakıyorsunuz?..  (Okunma sayısı 275 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

yasemin

  • Kıdemli Üye
  • *
  • 8569
    İleti
  • Puan: 1203
Risale-i Nur Külliyatından "Lem'alar" adlı eserin Ufuk Yayınları tarafından "sadeleştirilerek" yayınlanması üzerine kaleme alındı.

Son günlerde Risale-i Nur'un sadeleşmesiyle ilgili gündem bahis siz nasıl bakıyorsunuz?..

Sizce;

Sadeleşmeli mi aynı mı kalmalı?
yasemin(:

taymaskh

  • Site Yöneticisi
  • *
  • 7735
    İleti
  • Puan: 1009
  • Duamın kefaretisin sevgili!Aşk ile amenna demişim.
    • Semerkand dergisi gönüllüleri....
Ynt: Risale-i Nur'un sadeleimesine nasıl bakıyorsunuz?..
« Yanıtla #1 : 04 Şubat 2012, 00:17:51 »
Risaleyi bugune kadar okumamıştım hep okuyanlardan duymuştum dilinin ağır olduğunu..
osmanlıca dersi alırken okumaya başladık risaleyi..
evet içinde yabancı bir çok kelime mevcud ama anlaşılmayacak kadar güç değildi..
ayrıca zaten şerhleride vardı yani abartıldığı kadar zor bir dili yok..
O yüzden herşeyin orjinalliğinin bozulmaması taraftarı olduğumdan bana göre orjinal hali daha iyi..
lakin zorlananlar var ise ve sadeleştirilmesi işlerine yarayacak ise onlarında faydalanmaları açısından sadeleştirilmeside iyi..
Risale iile iç içe yaşayan ihsas kardeşimin cevabınıda merak ediyorum..
"Ey Peygamber! Sakın zalimlerin yaptıklarından ALLAH'ın gâfil olduğunu sanma! Ancak ALLAH, onların cezalarını, gözlerin dışa fırlayacağı güne erteler. ( 14/ İbrahim - 42 )

ihsas

  • Moderatör
  • *
  • 10869
    İleti
  • Puan: 911
  • Her dem, ötelerden nur yağıyor...
Ynt: Risale-i Nur'un sadeleimesine nasıl bakıyorsunuz?..
« Yanıtla #2 : 04 Şubat 2012, 16:49:55 »
sadeleştirilmemesi taraftarıyım. asabi

ihsas

  • Moderatör
  • *
  • 10869
    İleti
  • Puan: 911
  • Her dem, ötelerden nur yağıyor...
Ynt: Risale-i Nur'un sadeleimesine nasıl bakıyorsunuz?..
« Yanıtla #3 : 04 Şubat 2012, 16:50:32 »
2012 Yılında Bediüzzaman Hazretlerinin hayatta olan talebeleri tarafından sadeleştirme ile akalı yayınlanan bildiridir:

Risale-i Nur’un sadeleştirilmesi adı altında girişilen tahrifat teşebbüslerinin son olarak “sadeleştirilmiş Lem’alar” şeklinde almış olduğu merhaleler üzerine, Risale-i Nur Müellifi Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin talebeleri olarak aşağıdaki hususları umumî efkâra duyurmayı vazife biliyoruz:

1.Aziz Üstadımız hayatta iken de Risale-i Nur’un dili üzerinde bazı tasarruflar yapılması istikametinde teklif ve teşebbüsler olmuş; fakat Üstadımız Risalelerin lisanıyla oynamaya ve onu değiştirmeye hiçbir surette izin vermemiş, bu tür teklif ve teşebbüsleri kat’î bir surette reddetmiştir. Bu husus bütün Nur talebeleri tarafından gayet iyi bilinen bir hakikattir. Daha evvelki açıklamalarımızda bu hususla alâkalı olarak kâfi miktarda misal zikrettiğimizden, geçmiş beyanlarımızla iktifa ediyoruz. Arzu edenler, bu hususta, 1990 yılında neşrettiğimiz uzun mektuba müracaat edebilirler.

2. Bizzat Üstad Hazretlerinin dersinde ve hizmetinde bulunan, onun tarafından neşriyat hizmetleriyle vazifelendirilen ve kendisinin dâr-ı bekaya irtihalinden sonra da Nur’un her türlü hizmetinin mes’uliyetini bizzat Üstadın vasiyetiyle üstlenmiş bulunan talebeleri olarak bizler de, aramızda hiçbir ihtilâf olmaksızın, tam bir ittifak ve icmâ’ ile, Üstadımızın bu husustaki hassasiyetine her ne pahasına olursa olsun riayet edilmesi gerektiğine inanıyor ve bu husustaki azmimizi ifade ediyoruz.

3.Herhangi bir edip veya sanatkârın sıradan bir eseri üzerinde dahi sahibinin rızası hilâfına tasarrufta bulunmak en büyük bir saygısızlık telâkki edilirken, insanlık âlemine Risale-i Nur Külliyatı gibi, ihtivâ ettiği hakikatler kadar fevkalâde üslûbuyla da mümtaz bir eseri armağan etmiş bulunan Bediüzzaman Hazretleri gibi bir müfessir, müceddid ve mütefekkirin eserleri üzerinde kalem oynatmak ne mânâya gelir, kıyas edilsin!

4.Şimdiye kadar sadeleştirme adı altında yapılan teşebbüslerin nasıl netice verdiği meydandadır. Bunun en son nümunesinde ise, sadece kelimeleri değiştirilmekle kalmamış, bir de Üstadın cümlelerine, ifade ve üslûbuna da müdahale edilmiş ve bunun neticesinde, ortaya, ruhu çekilmiş bir ceset mesabesinde, donuk, cansız, zevksiz bir metin çıkmıştır. Mehmed Akif gibi büyük bir edip ve şaire “Victor Hugo’lar, Shakespeare’ler onun ancak talebesi olabilir” dedirten Bediüzzaman gibi bir zâtın metinleri üzerinde böyle fütursuzca kalem oynatan kimselerin bu densizliklerini hayret ve ibretle seyrediyor ve bu cür’eti nereden ve kimlerden aldıklarını merak ediyoruz.

5.Bu çeşit teşebbüslere bahane teşkil eden “Risale-i Nur’ların anlaşılmadığı” iddiasını kabul etmek de mümkün değildir. Eğer bu iddia doğru olsaydı, Risale-i Nur’lar, telifinden bu yana bir asra yakın bir zaman geçmiş olmasına rağmen, hâlâ bu kadar çok satılmaya ve milyonlarca insan tarafından tekrar tekrar okunmaya devam etmezdi. Halbuki bugün kimi yetkili, kimi de yetkisiz olarak en az bir düzine yayınevi Risale-i Nur’ları neşretmeye devam etmektedir. Dünyada başka hiçbir eserin mazhar olmadığı böyle bir rağbete Risale-i Nur’u eriştiren şey, onun anlaşılmaz oluşu mudur?

6.Risale-i Nur’un diline en uzak zannedilen gençlik arasında ise, bu eserlere karşı iştiyak her geçen gün artmakta, yurdun dört bir tarafında orta öğrenim ve üniversite gençlerinden niceleri kendilerini Nurların kucağına atmaktadırlar. Onlar bir yandan Risale-i Nur’u daha iyi anlamak için onun harikulâde lisanına vâkıf olmaya çalışırken, bir yandan da Risaleleri tercümelerinden tanıyan başka milletlere mensup insanlardan birçoğu, bu eserleri orijinal diliyle okumak için Türkçe öğrenmektedir.

7.Bugün konuşulan dil ile Risale-i Nur’un dili arasında bir mesafe olduğu muhakkaktır. Ancak buna sebep Risale-i Nur’un dilinin ağırlığı olmadığı gibi, bunun çaresi de Risale-i Nur’u bugün konuşulan dilin seviyesine indirmek değildir. Çünkü Risale-i Nur, bir asra yakın zamandan beri vicdan-ı umumînin bozulmasına yol açacak derecede tahribata uğrayan şeâir-i İslâmiyeyi tamir etmek ve yeni yetişen nesillere unutturulan hakaik-ı İlâhiyeyi ve mukaddes kelimeleri tekrar bu milletin hafızasına yerleştirmekle vazifelidir ve bu vazifesini de kendisine has lisanı ile yerine getirmekte, ilim ve irfan hayatımızdan dışlanmış bulunan mefhumları tekrar milletimize kazandırmaya çalışmaktadır. Hangi suretle ve niyetle olursa olsun onun lisanıyla oynamanın, Risale-i Nur’u bu kudsî vazifesinden alıkoymaya teşebbüs mânâsına geleceğini, her vicdan sahibi takdir edecektir.

8.Bugün geldikleri yeri ve milletimizin gözünde eriştikleri mevkii Risale-i Nur’a borçlu olanlar, Hazret-i Bediüzzaman’ın hatırasına hürmet göstermek hususunda herkesten fazla hassasiyet sahibi olması icap eden kimselerdir. Muazzez Üstadımızın “Ben bile kalem karıştıramıyorum” dediği metinlere müdahale etmek veya ettirmek, kadirşinas insanların velînimetlerine karşı şükran borcunu ödemek için ihtiyar edecekleri bir yol olmasa gerektir. Böyle teşebbüslere tevessül eden, müsamaha gösteren, destek olan veya meyil duyan kimselerin, iç âlemlerinde derin bir muhasebeye girişerek Üstadımızın şu beyanları karşısında kendi nefislerini yoklamaları, herkesten evvel kendi menfaatlerine olacaktır:
“Bir şey daha kaldı, en tehlikesi odur ki: İçinizde ve ahbabınızda, bu fakir kardeşinize karşı bir kıskançlık damarı bulunmak, en tehlikelidir. Sizlerde mühim ehl-i ilim de var. Ehl-i ilmin bir kısmında, bir enaniyet-i ilmiye bulunur. Kendi mütevazi de olsa, o cihette enaniyetlidir. Çabuk enaniyetini bırakmaz. Kalbi, aklı ne kadar yapışsa da; nefsi, o ilmî enaniyeti cihetinde imtiyaz ister, kendini satmak ister, hattâ yazılan risalelere karşı muaraza ister. Kalbi risaleleri sevdiği ve aklı istihsan ettiği ve yüksek bulduğu halde; nefsi ise, enaniyet-i ilmiyeden gelen kıskançlık cihetinde zımnî bir adavet besler gibi, Sözler’in kıymetlerinin tenzilini arzu eder, tâ ki kendi mahsulât-ı fikriyesi onlara yetişsin, onlar gibi satılsın.”

9.Muazzez Üstadımızın hizmetinde bulunan talebeleri olarak şu hususun kat’iyetle bilinmesini istiyoruz ki, Risale-i Nur yağmalanacak sahipsiz bir mal değildir; bu eserleri hedef alan her türlü tahrifat teşebbüslerine karşı, biz, Üstadımız tarafımızdan omuzumuza yüklenmiş bulunan vazifeyi, kimsenin hatırına bakmadan ve zerre kadar tereddüt göstermeden yerine getireceğiz. Hangi niyetle olursa olsun böyle teşebbüslere tevessül edenler, bu hareketlerinin Risale-i Nur’a, Müellifine ve talebelerine karşı alenen ve fütursuzca meydan okumak mânâsına geldiğini idrak etmeli, böyle bir meydan okuyuşun nasıl bir âkıbeti dâvet edeceğini düşünmeli ve eğer insaf ve idrak sahibi iseler, derhal yanlışlarından dönerek tövbe etmelidirler.

Risale-i Nur Müellifi Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin hizmetinde bulunan talebeleri

Mustafa Sungur, Hüsnü Bayram, Abdullah Yeğin, Said Özdemir, Ahmet Aytimur, Salih Özcan, Abdülkadir Badıllı ve Mehmet Fırıncı

 

elif.bese

  • Moderatör
  • *
  • 2674
    İleti
  • Puan: 337
Ynt: Risale-i Nur'un sadeleimesine nasıl bakıyorsunuz?..
« Yanıtla #4 : 04 Şubat 2012, 17:09:42 »
risalelerle çok içiçe değilim...fakat sadeleştirilmemesi taraftarıyım daha çok...anlaşılmayacak kadar zor değil aslında...
Bu dünyanın anlamı bu dünyada değildir...

_GEDA_

  • Kıdemli Üye
  • *
  • 1131
    İleti
  • Puan: 179
    • Cadde-i Kübra
    • E-Posta
Ynt: Risale-i Nur'un sadeleimesine nasıl bakıyorsunuz?..
« Yanıtla #5 : 04 Şubat 2012, 19:02:31 »
Risale-i Nurları yeni insanlarla tanıştırabilmek için günümüz Türkçesiyle basmaya başlamamızı müteakip birçok tepki aldık. Hemen ifade etmek isteriz ki bunlar arasında yekunu teşkil edenler, kendilerine hitap eden bir dille Risaleleri hazırladığımız için teşekkür edenlerdi.

BU İŞİ NİÇİN YAPTIK?

Tabii olarak tenkitler de aldık. İşin doğrusu bu, daha baştan tahmin ettiğimiz ve kabullenerek işe başladığımız bir husustu. Meselenin farklı yerlere çekilmemesi, su-i zan, gıybet ve dedikodulara fırsat verilmemesi ve geleceğe yeni bir problem olarak taşınmaması için bu işi niçin yaptığımızı kamuoyuyla paylaşmak istedik; şöyle ki:

Öncelikle bu gayretimiz, Risale-i Nurlara olan muhabbetimizin bir sonucudur. Onu başkalarının da mahbubu haline getirebilmek için bazı insanların ileri süregeldikleri “anlamıyoruz” şeklindeki bir mazereti ortadan kaldırmak istedik. Herkes gibi biz de istiyoruz ki Risale-i Nurları herkes okumalı ve istifade etmelidir. Halbuki bugünün şartlarında bu istifade, toplumun belli kesimleriyle sınırlı kalmaktadır. Yeni yetişen ve çoğunlukla internet ve televizyondan beslenen bir nesil var. Aynı zamanda ülkemizde, İslami literatürle yolu hiç kesişmemiş büyük kitleler söz konusu. Yurt dışında doğup büyüyen insanların sayısı müstağni kalınamayacak kadar çok. Aynı zamanda Türkçe’yi öğrenen insan sayısı her geçen gün artış göstermekte. Açıkçası bugüne kadar bizim Risale-i Nurları ulaştıramadığımız ve bu gidişle de ulaştıramayacağımız büyük bir kitle var. İşte bizim yapmaya çalıştığımız, onu bugüne kadar keşfedemeyenlerin de istifadesi için onların da anlayabilecekleri bir metin haline getirmekten ibarettir.

RİSALELERİN ANLAŞILMASINI KOLAYLAŞTIRABİLMEK İÇİN SEVİYELİ BİR TEŞEBBÜS

Bunu yaparken bizi cesaretlendiren en temel konu, Risalelerin başka dillere de tercüme ediliyor olmasıdır. Şayet bir anlam kayması söz konusuyla bunun, onu kendi içinde ve anlam bütünlüğüyle yeniden şekillendirmekle değil, farklı dillere çevirirken gerçekleşeceği açıktır. Halbuki Risalelerin farklı dillere çevrilip basılmasına bugüne kadar karşı çıkan olmamış, bilakis bütün kesimler tarafından bu gayretler takdirle karşılanmıştır. Burada dikkat çeken bir ayrıntı da, farklı dillere çevrilirken orijinal metnin aslından söz edilmeyişidir. Öyleyse, aynı muhtevayı aksettirmek şartıyla farklı dillere çevrilebilen bir metnin, kendi içinde de farklı versiyonlarının üretilmesi kadar tabii bir durum söz konusu olamaz.

Bizi cesaretlendiren bir diğer konu, öteden beri Kur’an-ı Kerim’in tercümelerinin yapılıyor olması ve bu tercümelerin, orijinal metin olmadan da basılabiliyor olmasıdır. Kur’an’ın ne tercümesi ne de orijinal metinsiz haliyle basılmasına herhangi bir tepki gösterilmediği yerde Risalelerin de anlaşılır bir dille yeniden ifade edilmesi elbette makul karşılanabilir. Kaldı ki Risaleleri biz, ıstılahlarını yok edecek ve anlam kaymalarına sebebiyet verecek şekilde bir sadeleştirmeye tabi tutmadık. Yapmaya çalıştığımız işin, Risalelerin anlaşılmasını kolaylaştırabilmek için seviyeli bir teşebbüs olduğu kanaatindeyiz.

ASLA RİSALE-İ NURLARIN ALTERNATİFİ DEĞİLDİR

Yaptığımız bu çalışma, asla Risale-i Nurların alternatifi değildir; ülkemizde Risalelerin asıllarını basan, hatta sadece bu işi yapan onlarca yayınevi söz konusudur. Hedefimiz, bu metinlerin asıl metinlere basamak teşkil etmesidir.

Bu çalışmanın mutlak hayır olduğu iddiasında da değiliz; sadece hayr-ı kesir görünümlü bir adım attığımız kanaatindeyiz. Bazen “hak”kın “ehak”tan daha “hak”; “hasen”in de “ahsen”den daha “ahsen” olabileceği düsturuyla hareket ettiğimizi, alevleri kitleleri sarmış müthiş yangının içinden daha fazla canı kurtarabilmek için onlara da bir merdiven dayadığımızı düşünüyoruz. İnsanlığın geleceği için ömrünü sürgün, hapishane ve zindanlarda geçiren Üstad’ın, “dil”e takılıp da onu okuyamayanlara da diyeceği çok şey olduğu kanaatindeyiz.

Bugün gösterilen bazı tepkileri birer endişe olarak yaşadığımız için olabildiğince hassas davranmaya çalıştığımızı; bunun için de aslına ve onda yer alan hakikatlere sadık kalabilmek için Risale-i Nurları çok iyi bildiğine inanıp itimat ettiğimiz kimselerin tashihlerine arz etmek suretiyle onlara ciddi tashihler yaptırdığımızı da paylaşmak isteriz.

ORİJİNALİNİ HİÇBİR ŞEYE DEĞİŞMEYECEĞİZ

Risaleleri orijinal haliyle okuyan ve anlayan insanların, bu eserleri almasını ne bekliyor ne de istiyoruz. Şahsen biz de onu, asıl metinlerden okumaya devam edeceğimizi ve kendimiz basmış olsak da Risaleleri “Risale” olarak bileceğimizi, orijinalini hiçbir şeye değişmeyeceğimizi beyan ederiz.

Yapılan işe tepki gösteren bazı büyüklerimize saygımız sonsuz; bu tepkilerinin, Risaleler ve onun müellifine duydukları muhabbetten kaynaklandığının da farkındayız. Ancak yapılan bu çalışmanın hedefine ulaşıp ulaşmadığını görebilmek için bir miktar teenni ve müsamaha beklediğimizi de ifade etmek isteriz. Ne de olsa zaman, en büyük müfessirdir.

Ufuk Yayınları

Demek "Hey gidi günler" demek varmış...

_GEDA_

  • Kıdemli Üye
  • *
  • 1131
    İleti
  • Puan: 179
    • Cadde-i Kübra
    • E-Posta
Ynt: Risale-i Nur'un sadeleimesine nasıl bakıyorsunuz?..
« Yanıtla #6 : 04 Şubat 2012, 19:07:35 »
Bilenler farkında fakat büyük çoğunluk, şu esnada çok önemli ve ateşli bir edebî tartışmanın yaşandığından habersiz.

"Derin Türkiye" Bediüzzaman'ın Risale-i Nur Külliyatı'ndan Lem'alar'ın sadeleştirilmiş baskısını konuşuyor. Münakaşanın can alıcı noktası, "Risâleler sadeleştirilemez; olduğu gibi muhafaza edilmeli" görüşüdür.

Baştan söyleyim: Bendeniz evvelâ edebî metinlerin sadeleştirilmesine öteden beri muhalifim. İki- Aslında, "İçerden" konuşma salahiyetim de yok, çünkü Nur talebesi değilim. Öyleyse söyleyeceklerimi birinci şık üzerine binâ edeceğim, siz de öyle değerlendiriniz lütfen...

Evet, sadeleştirmeye karşıyım. Hiçbir sadeleştirme (veya tercüme) aslını ikâme edemez ve mânâdan bir şeyler eksiltir; çünkü böylelikle, eserin aslına ve rûhuna temasın fiilen ortadan kalkacağını düşünüyorum. Edebiyat ve tarih yayıncılığımızdaki sadeleştirmeler, genellikle aslının dolaşımdan çekilmesi, buna mukabil suyunun revaç görmesi neticesini doğuruyordu. Son yıllarda asıl metne birebir sâdık tarzda yayınlar çoğaldı; doğrusu da budur zaten.

Bediüzzaman Said Nursi risâlelerinin yüklüklerin, musandıraların en kuytu yerlerinde saklandığı, onlardan ancak imâ ile bahsolunabildiği günleri gördüm; Nurcu tevkifatlarına defalarca şahit oldum. Hamdolsun o günler geride kaldı. Bediüzzaman'ın te'lifatı aslına sadâkatle defalarca yayınlandı; Nur talebeleri bu hususta muazzam emekler ve fedakârlık gösterdiler. Risâleler semeredâr oldu; insanlar, çok dar ve kötü zamanlarda imânı omuzlayan bu eserleri dün olduğu gibi bugün de başlarının üstünde taşıyorlar. Yani Risâleler'in aslı itibariyle görünmez hale getirilmesi, piyasadan çekilmesi gibi bir tehlike yok; buna rağmen talebeleri ve sevenleri, sadeleştirilmiş Lem'alar'ı anlaşılabilir bir mantıkla eleştiriyorlar. Son derece tabiidir ve saygıyla karşılanması gerekir ve esasen onları cerh etmek gibi bir niyetim de yok.

Lâkin mevzû ateşteki kestanedir ve Üstâd'ın hâtırasına duydukları fart-ı muhabbetle yazacaklarımı yanlış anlamaya meyyâl bir kitlenin infiâlini celb etmek gibi sevimsiz bir ihtimâli de görüyorum. Ne var ki, ben de bu meselede -ucundan da olsa- tarafım. Şöyle: Gündelik gailelerine rağmen sadeleştirmeye birkaç seneden beri muazzam emek sarf eden Adnan Kayıhan ve M. İlhan Atılgan'ı yakından tanıyorum; bu gençler Türkçe bilgilerine, zevklerine ve en mühimi Risâle aşklarına kefil olabileceğim pırıl pırıl insanlardır. Yayınından önce metnin bir kısmını taslak halinde görüp incelemek fırsatım da oldu; bu esnada bazı ibârelere verilen karşılıklarda tereddüd ettim, "Şöyle olsaydı daha mı iyi olurdu?" türünden fikir yürütürken gördüm ki sadeleştirme netâmeli bir uğraştır ve dört dörtlük bir sadeleştirme, sadece teorik bir hülyâdır. Böyle düşünmeme rağmen şu hakikati de görüyorum: Eğer günün birinde Risâleler'in sadeleştirmesi gerekirse -ki bence böyle bir ihtiyaç vardır-, bu iki genç adamın Türkçedeki hassasiyet ve ehliyetleri liyâkat derecesindedir.

Nitekim sadeleştirilmiş Lem'alar'ın taze baskısı elime değdiğinde, "Bakalım metin nasıl akıyor, aslı ile sadeleştirilmiş hâli arasında kalite ve anlam kaybı var mı?" merakıyla, özel bir dikkatle okudum. Çok hoşuma gitti, beğendim, "Aferin gençler, ALLAH emeğinizin mükâfatını versin" diye gıyablarında hüsn-i temennîde bulundum. Velev ki, Bediüzzaman'ın eserleri, Osmanlıcası'ndan ilk defa Latin harfleriyle çevrilseydi sadeleştirmeye öfkelenen zevât arasında ben de bulunurdum ama "El insafu nısf'id-Dîn"; Bediüzzaman sadece talebelerine ve muhiblerine mi hitâb etsin? Ona zihnen ve fikren çok uzakta duran insanların bilgi ve kanaat sahibi olmak hakları yok mudur? Gençlerin, yurtdışındaki vatandaşlarımızın, Bediüzzaman'ın adını çok duymuş olmakla beraber onun eserlerine temas imkânı bulamamışların böyle "Sehil" bir metinden yola çıkmalarında nasıl bir beis olabilir?

Aslı hemen yanı başınızda duruyor; hatta dileyenler için İslâm harfleriyle tertib edilmiş baskılar bile mevcut. Binaenaleyh, yeni bir okuyucu kitlesine ulaşmak için verilen bu emeği hoş görmeseniz bile anlayış ve sabırla telakki etmeniz gerekmez mi efendim? Orijinaliteye sadâkat talebi ne kadar mâkul ve anlaşılır ise, yeni okuyuculara hitab imkânına sabır ve hoşgörü gösterilmesini beklemek, Nur talebelerine çok daha yakışan bir tutum olur diye düşünüyorum nâçizâne.

A.Turan ALKAN

Demek "Hey gidi günler" demek varmış...

Hilalnur

  • Kıdemli Üye
  • *
  • 3494
    İleti
  • Puan: 435
Ynt: Risale-i Nur'un sadeleimesine nasıl bakıyorsunuz?..
« Yanıtla #7 : 05 Şubat 2012, 01:32:56 »
Sadelestirme adina icerigi degismez umarim?
Hayat Imandir!..

_GEDA_

  • Kıdemli Üye
  • *
  • 1131
    İleti
  • Puan: 179
    • Cadde-i Kübra
    • E-Posta
Sadeleştirmeye sade bir bakış
« Yanıtla #8 : 05 Şubat 2012, 10:46:20 »
İlk defa yayımlanan Lem'alar'ın Takdim'inde de ifade edildiği gibi hedef kitlesi belli olan bu metnin, Risalelerin yerine kaim olacağını kimse iddia edemez. Hatta denebilir ki böyle bir gayret, geniş alanda Risalelere yeni 'okur' bulma hamlesidir. Hüsn-ü niyet hedefli bu gayretin altında su-i niyet aramak su-i zan olur.
Her defasında yeni insanlara ulaşarak hakikati onlara da ulaştırmak, inanan her insanın öncelikli meselesi. Aynı zamanda bu, peygamberlerin yolu, evliyaullahın da en temel düsturu. Şüphesiz Bediüzzaman Hazretleri'nin ille-i gayesi, hayatının mihveri de bundan başkası değil. Şüphesiz birçok selefi gibi o da, gelecek nesiller cennet-âsâ baharı görsünler diye zindanlara, memleket hapishanelerine ve sürgünlere katlanmış. Fani dünyamızdan ayrılmış olmasına rağmen hizmetlerine devam ediyor oluşunun sırrı da burada. Eserleri sınırları çoktan aştı; üniversitelerde kürsüler, doktoraya konu olan tezler, uluslararası sempozyumlar artık sıradan birer vak'a. Risaleleri onlarca dile çevrilmiş durumda ve her zaman çok satanların ilk sırasında. En âmisinden en bilgesine kadar hemen her kesim, ondan müstağni kalmama yarışında. Dünküler kıymet bilmese de bugünün insanı vefasını ortaya koyuyor ve ihtiyarlayan zaman, Kur'an'ın aydınlık yüzünü bir de onun penceresinden okuyor, okutuyor!

Yaşanan bu heyecana uzaktan bakanlar da yok değil. Özellikle memleketimizde bilmediğinin düşmanı olan bir hayli insan var; okumuyor, okuyamıyorlar! Mazeret olarak ileri sürdükleri gerekçelerin başında anlamama var. Zira başka dünyaların insanı olarak yetişmişler; literatür farklılığı en temel unsur. Gündelik hayatında kullandığı kelime sayısı üç-beş yüzü geçmeyen büyük kitleler, onun derinliklerine nüfuz edemediği için sığlıklarını engin denizler olarak algılayabiliyor. Samimiyetle yönelip bu akabeyi geçenler olduğu gibi eline alıp onu bırakanların da hadd-ü hesabı yok. Üstad'ın penceresinden bakınca bunlara bigâne kalmanın imkânsızlığı ortada. Bedenen de aramızda olsaydı, bu duruma duyarsız kalamayacağını yaşadığı hayat ortaya koyuyor.

Bu duyarlılıkla olsa gerek Ufuk Yayınları, Lem'alar'ı sadeleştirerek bastı. Heyecanla baktım; gerçekten seviyeli bir metin ortaya çıkmış. Etrafımdaki birçok insanın nabzını tuttum; onu okutamadıkları kesimlere verebilecekleri bir alternatifin üretilmesinden duydukları memnuniyeti paylaşıyorlar; "Emeği geçenlerden ALLAH razı olsun!", hepsinin ortak temennisi. Kitabın Takdim'inde de belirtildiği gibi bu vesileyle Nurlar'ın, bugüne kadar Risalelerle tanışmamış olan yeni dünyalara da nüfuz edeceğinde şüphe yok.

Ancak her yeni leziz olduğu gibi her yeniye reaksiyon da insan olmanın bir neticesi. İnsanlık tarihi bunun örnekleriyle dolu. Hakikatle ilk tanıştığında alışkanlıklarını bir kenara bırakıp doğrunun yanında yerini alan insan sayısı sınırlı. Öyle uzaklara gitmeye de gerek yok; zaman, Nurlar'ın etrafında, hatta aynı ekolün içinde bile her yeniliğe tepkiyle yaklaşanlara defalarca şahit olmuş. Açılım dönemleri hep aynı sancıların ürünü. Bazılarının ufku ötelere açık ve okuduğu geleceğe erken yön verme durumundayken başkaları ise sonuçlara muttali olduktan sonra yola koyulabiliyor. Yolda olmak elbette önemli; ama bundan daha önemlisi o yola erken râh olmak!

Mesleğin esasını "şefkat" olarak tespit ve tescil ediyor Bediüzzaman Hazretleri de. Ve bu şefkate muhtaç milyonlar var ki Risale'den de, Risalet'ten de habersiz! Onları da haberdar etmek için birilerinin adım atması gerekiyordu ve bunu Ufuk yaptı. Aslında böyle bir teşebbüsü ilk başlatan da yine Üstad'ın kendisi; 1900'lü yılların başında yazdığı eserini 1950'lerde yeniden gözden geçirirken belli başlı kelimeleri değiştirme lüzumu hissetmiş; mesela "ceride" kelimesini "gazete", "i'zam edilen" kelimesini "büyütülen" ve "elvan-ı seb'a" kelimesini de "yedi renk" olarak değiştirmiş. Aynı zamanda o, talebelerine yazdığı bir mektupta konuyla ilgili şu ifadelere yer veriyor: "Fakat yirmi sene evvelki Türkçe ile şimdiki Türkçe farklı olduğundan, yeni Türkçe için bazı kelimat-ı Arabiyede tasarruf edildi. Siz de öyle yapabilirsiniz. Risale-i Nur yirmi sene evvelki Türkçe ile konuşur. O zamanı görmeyen gençlere teshilat olması için bazı tabiratı değiştirirseniz iyi olur." O günün şartlarında bunu ifade ettiğine göre bugünkü durumun nereye vardığı da aşikâr!

Öteden beri bilinen ve uygulanagelen Hadis bi'l-mana rivayetin caiz olduğu gerçeğini 19. Mektup'ta bir kez daha tescil eden de yine Üstad'ın kendisi. Risalelerde, kendi yaptığı tasarruflardan bahisler var; yetişemediği yerde benzeri tasarrufları talebelerine de bıraktığını defaatle ifade ediyor.

İlk yıllarda kaleme alınan Risalelerle son yıllarında yazdıkları arasındaki dil farkı da ortada. Hatta Arapça olarak yazılan bazı Risalelerin tercümeleri Üstad'ın döneminde yapılmış ve muhtevanın yansıtılmasında eksiklikler söz konusu olsa bile o, yapılan bu hayırlı işe karşı çıkmamış, hatta teşvik etmiş. Hatta, mesela o günlerde tercüme edilen İşaratü'l-İ'caz, yakın zamanlarda ve farklı isimler tarafından yeniden tercüme edildi ve buna karşı çıkan da olmadı.

Aynı zamanda Risalelerin farklı dillere çevrilmesi konusunda bugün farklı yayınevleri birbirleriyle yarış halinde; şükür ki Afrika'nın ücra noktalarındaki kabile dillerine bile onların tercümesi var! Sadece bizim yayın grubunun tercümeleri büyük yekûn tutuyor. Bugünkü gayretlerin, yarın onu nerelere taşıyacağı konusunda ifade ettiği mana da ortada. Bu, sevindirici bir durum ve bunu alkışlamayan da yok. Hâlbuki bu dillere çevrilirken muhtevanın örselendiği, mananın olduğu gibi yansıtılamadığı bir hayli yer var. Belli ki "maslahat" öne çıkıyor, "hasen"in bazen "ahsen"den daha hasen olduğunun farkına varılıyor ve insanlar, "hakk"ın "ehak"tan daha hak olduğunun idrakinde. Düşüncenizi dünyalara taşımak istiyorsanız bundan daha doğal bir sonuç olamaz.

Kaldı ki ALLAH kelamı olan Kur'an-ı Kerim'in bugün hemen her dilde tercümesi var.

Değişen zamana göre ahkâmın değişmesi, fıkıh usulünde yerini alan bir prensip. Başlangıçta olumsuz gibi duran meselelerin netice itibarıyla hayır getirebileceği de Kur'anî bir hatırlatma. Gelişen hadiseler karşısında tepkisel tavır içine girmemenin peygamber metodu olduğu da açık. Öyle olunca paslı kilitler açılıyor ve herkese uzanan şefkat elinin girmediği gönül kalmıyor. Resulullah'ın yirmi üç yıllık hayatı bunun en açık örneği. Hazreti Ömer pişmanlığı yaşamamak için Hudeybiye'de temkin gerekiyor. Halid ibn-i Velid'i, Ebu Süfyan'ı, Süheyl ibn-i Amr'ı, İkrime'yi, Safvan ibn-i Ümeyye'yi de hedeflemişseniz, tepkisel tavırdan uzak ve diplomasi öncelikli seyir kaçınılmaz.

Şefkatin çözemeyeceği problem yok; onunla insanların gönlüne giren Efendiler Efendisi, dünyasına nüfuz edilemeyecek insanın olmadığını fiilen gösteriyor, merhametle, mülâyemetle, sabırla ve metanetle...

İlk defa yayımlanan Lem'alar'ın Takdim'inde de ifade edildiği gibi hedef kitlesi belli olan bu metnin, Risalelerin yerine kaim olacağını kimse iddia edemez. Hatta denebilir ki böyle bir gayret, geniş alanda Risalelere yeni 'okur' bulma hamlesidir.

Hüsn-ü niyet hedefli bu gayretin altında su-i niyet aramak su-i zan olur. Yapılan işe karşı çıkışların, Üstad ve Risalelere muhabbetten kaynaklandığı da belli; bunları anlayışla karşılamak, tabii olarak tercihlerine de saygı duymak gerekiyor.

Malum, Medine'deki vuslatta adeta dünyası başına yıkılan Hazreti Ömer'in feveranları da muhabbetten kaynaklanıyordu; ancak meseleye itidalle yaklaşan Hazreti Ebu Bekir hassasiyetiydi meseleyi çözen. Yarınki sonuçları gördükten sonra "ALLAH razı olsun!" diyecek ehl-i insafın, en azından bugün ihtiyat ve teenniyi tercihinde fayda var.

Deruhte etmeye çalıştığım yayın grubu içinde sadece Üstad ve Risalelere tahsis edilmiş Şahdamar nam bir yayınevimiz var; üzülerek ifade edeyim ki, bu boşluğu biz de göremedik!

Bu satırları ben, "Bundan böyle bu metni okuyalım!" anlamında asla söylemiyorum; benim ve benim gibiler için asıl metin her zaman baş tacıdır ve bundan böyle de onu okumaya devam edeceğim. İfade etmeye çalıştığım gibi mesele, onu toplumun bütün katmanlarına ulaştırabilmektir. Yani mesele, niyet ve nazar meselesi.

Ne diyelim? Üstad'ın gaye-i hayalini tahakkuk adına Ufuk, hepimizi aşkın bir ufka sahip olduğunu gösterdi; bize tebrik ve takdir düşüyor!

Dr. Reşit Haylamaz, İlahiyatçı-Yazar   -   05.02.2012

Demek "Hey gidi günler" demek varmış...

Bera

  • Moderatör
  • *
  • 4972
    İleti
  • Puan: 404
  • Ne çaresizsin ne de çare sensin...
Ynt: Risale-i Nur'un sadeleimesine nasıl bakıyorsunuz?..
« Yanıtla #9 : 06 Şubat 2012, 13:37:45 »
ben orjinal dilini okuduğumda çok anlaşılmayacak bulmuyorum biraz okuduktan sonra kendini size veriyor hiç zorlanmıyorsunuz...ve her okumada farklı zenginlikler bulunuyor...
ancak...
 benim risale okumaya başlayıpta anlayamıyorum diyen ve okumayı bırakan çok arkadaşım oldu...bazı insanlarda ısrarla okusalar da anlamadıklarını söylüyorlar ben bunu yaşamadım ama dediğim gibi şikayet edeni de çok duydum
bu sebeple dilinin sadeleştirilmesine karşı önceki tepkilerim yok...önceden asla diyordum çünkü risale dilinin ayrı bir lezzeti var ama şimdilerde kararsızım...
son olarak da..
daha dün eşim bana türkçeleştirilmiş lemalar kitabını hediye etti. içine baktım bir kısmını da okudum çok fazla değişme görmedim...aslına gayet sadık kalmış gibi...dilide çok sade olmamış....tam okumadığım için birşey diyemiyorum ama şimdilik izlenimim olumlu...

Seo4Smf Tagleri:
Tıklayın, konuyu kendi sosyal ağlarınızda paylaşın.
 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
0 Yanıt
77 Gösterim
Son İleti 27 Haziran 2008, 11:21:02
Gönderen: İbrahim Halil
10 Yanıt
434 Gösterim
Son İleti 03 Temmuz 2009, 23:47:49
Gönderen: elif_nur
4 Yanıt
197 Gösterim
Son İleti 11 Ağustos 2008, 10:25:12
Gönderen: ekru
93 Yanıt
1828 Gösterim
Son İleti 06 Eylül 2010, 15:57:03
Gönderen: Füsun
ne görüyorsunuz?

Başlatan mabb « 1 2 ... 6 7 » Eğlence

64 Yanıt
974 Gösterim
Son İleti 04 Ekim 2009, 13:10:07
Gönderen: nuryuzlum