+ Umutfmforum » Umutfmforum Genel » Umut Fm / Umut Fm Forum Hakkında » Umut FM Haftanın Makalesi
|- Birbirimizi duyabiliyor muyuz? (06 Nisan 2010)
Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, şifrenizi ve aktif kalma süresini giriniz

Konu Bilgileri Kısayollar
Konu Başlığı Birbirimizi duyabiliyor muyuz? (06 Nisan 2010)
Cevaplar 4
Sonraki Sonraki Konu
Görüntüleyenler0 ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Görüntülenme 451
Önceki Önceki Konu

Gönderen Konu: Birbirimizi duyabiliyor muyuz? (06 Nisan 2010)  (Okunma sayısı 451 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Umut Fm

  • Site Sahibi
  • *
  • 5543
    İleti
  • Puan: 1219
  • Biz Hayatı Seslendiriyoruz...
    • Umut Fm
    • E-Posta
Birbirimizi duyabiliyor muyuz? (06 Nisan 2010)
« : 06 Nisan 2010, 00:39:18 »
Birbirimizi duyabiliyor muyuz?



Türkiye'de insanlar karşıdan ideolojik ya da kültürel görünen farklı duygusal zeminlerde içlerine kapanmış, öbekler halinde ve her geçen gün birbirlerine yabancılaşarak yaşıyorlar. Daha da kötüsü, giderek kendilerine, taşıdıkları iddialara, kimliklere, kültürlere de daha çok yabancılaşıyorlar.

Yabancılaşıyorlar; çünkü kendilerini sınırları içine hapsettikleri iddialara, ideolojilere, kültürel kimliklere dair derinliğine bir fikirleri yok aslında. Her şey üstünkörü düşünülüp, sahipleniliyor. Temel duyguları belirleyen birikim, medyanın bilinçli-bilinçsiz yaydığı yüzeysel, savruk, dengesiz ve fakat yazık ki popüler tarif ve yönlendirmelerden (manipülasyon demek de mümkün buna) ediniliyor. Sonuçta ortaya çıkan tabloda herkesin bir görünen hasmı var; ama o hasım gerçek olmaktan daha çok öfkeyle oluşturulmuş bir tasavvur, hatta bir vehimler toplamı...

Öfke, biraz daha ince bir ifadeyle birikmiş öfke, bu ülkenin sıkıntılarının anlaşılmasında mutlaka dikkate alınması gereken bir kavram...

Çünkü en çığrından çıkmış görüneninden, en soğukkanlı görünenine kadar her insanımızın kanaatler toplamını çolaklaştıran bir öfke zafiyeti var.

Bu ülkenin insanları, nereden gelip nereye gidiyor, kendilerini kimlerle yakın, kimlerle uzak görüyor olurlarsa olsunlar "bugün"e bakarken "geçmiş"i görmekten kendilerini alamıyorlar. Ve o geçmişin (belki ona yakın geçmiş demek daha doğru) hemen herkeste bıraktığı tek şey bir yaralı bilinç sadece!

Türklerle Kürtler, Sünnilerle Aleviler, İslamcılarla Kemalistler... Bir asrı aşkın zamandır aynı sınırlar içinde bir arada yaşamakta güçlük çekiyorlar. Ortada pek çok anlaşmazlık bulunduğu da inkar edilemez bir gerçek...

Ancak bütün o anlaşmazlık noktalarına bakıldığında, çatışmanın aslında fikirler, kültürler, inançlar ya da kimlikler arasında değil, bir tarafın diğer taraf üzerinde tahakkümü noktasında olduğu rahatlıkla fark ediliyor. Aslında çatışma halindeki öbekler birbirleriyle değil, kendi fikir, kültür, inanç ya da kimliklerini tanımayan, tanımamakta ısrar eden, aksine kısıtlayan, baskılayan, hatta zulmeden bir mekanizma ile problemliler...

Aslında sadece sarsılmaz otoritesinin peşinde olan, bunun dışında her değeri gereğinde hiçe sayabilen, işine gelen her fikri ve kimliği dönemsel olarak sahiplenen, işine gelmeyen her türlü kimliği ezmeye azmeden ve sürdürülebilir bir hâkimiyet için insanları öbekler halinde, birbirinden uzak ve güçsüz tutabilmek için her yolu meşru görebilecek bir mekanizma! Nedir o mekanizma?

O mekanizma devlet! Daha doğrusu devlet postuna bürünmüş, gizli ve derin faaliyetlerle hükmünü yürütmüş, yürütmeye hali hazırda devam eden, gayrı meşru ve fakat yürürlüğe sahip bir otoriter heyûla! Adı dönem dönem değişse de, yakın geçmişimizdeki yeri ve gerçekliği hiç değişmemiş habis bir rejim tümörü!

Bu gerçeği, Türkiye'nin öbekler halinde birbirine yabancılaşan, içine kapanan ve nihayet kendine de yabancılaşan insan manzaralarını açıklayabilmek adına ortaya koyuyor değilim. O manzaraların çokça düşünmeye, çokça muhasebeye, çokça yetkin bilgiye ihtiyaç gösterdiği aşikâr...

Ancak insanlarımızın "düşman" elbisesi giydirerek karşılarına diktikleri ve öfkeyle büyüttükleri bütün o karakterlerin gerçekliğini sorgulamadan yola çıkmaları halinde varabilecekleri bir esenlik menzili olmayacakmış gibi geliyor bana.

Hepimiz bütün kirli elbiselerinden arî, akıl ve kalp sahibi 'insan'a geri dönmek zorundayız diye düşünüyorum. Birbirimizin sesini can kulağıyla duyabilmek için...

Gökhan ÖZCAN


...Hayat Akşamlıdır...

yasemin

  • Kıdemli Üye
  • *
  • 8563
    İleti
  • Puan: 1202
Ynt: Birbirimizi duyabiliyor muyuz? (06 Nisan 2010)
« Yanıtla #1 : 06 Nisan 2010, 00:58:15 »
Bugün baktığımda istismar edildiğimizi görüyorum.
Bütün bir gençlık istismara uğramıştır.Bir zamanlar okullara sığamadık, mahallelere sığmadık, şehirlere sığmadık Türkiye'ye sığmadık, birbirimize sığdırmadık.Ancak arkasından iki buçuk metre karalere sığdık.Dışarıda birlikte yaşayamayanlar, hücrelerde birlikte yaşamaya mecbur oldular.Dışarıda birlikte yaşamanın yolunu bulamayanlar, hücrelerde birlikte yaşamanın kültürünü geliştirebildiler. Onun için yeni gençliğe benim tavsiyem, nüansları derinleştirerek farklılığa dönüştürerek ve onları bir çatışma sebebi yapmak yerine; nüanslarımızı zenginlik sayarak, fikirlerimizi, yaşama tarzlarımızı birbirimize dayatmadan, birlikte yaşamanın yolunu bulamak zorundayız''..

Diyor merhum:
Muhsin Yazıcıoğlu..
yasemin(:

haktan

  • Yeni Kullanıcı
  • *
  • 172
    İleti
  • Puan: 23
  • Diner bir gün bu ağıtlar,değişr gülüm değişr elbet
    • E-Posta
Ynt: Birbirimizi duyabiliyor muyuz? (06 Nisan 2010)
« Yanıtla #2 : 07 Nisan 2010, 16:41:04 »
BİR İNSAN IRKINI SEVMEKLE IRKÇI OLURMU ?

Irkçılığı yasaklayan ayet-i kerime ve hadis-i şeriflere dikkatle baktığımızda kavmini sevmekle, kavmiyetçilik dâvâsı gütmenin ayrı şeyler olduğunu açıkça görürüz.

İslâm’ın yasakladığı, ALLAH Resulü’nün şiddetle menettiği, “kavmiyetçilik dâvâsında bulunmak”, diğer Müslümanlara hor bakmak, İslâm’ı bölüp parçalamak ve takvanın dışında bir başka fazilet ve üstünlük ölçüsü getirmek İslâm’ın ruhuna ters düşmektir.

İnsanın içinde yaşadığı milletini sevmesi, onlara acıması, onların hatasını düzeltmeye çalışması, ecdadının MAZİDEKİ İFTİHAR verici hallerini hatırlayıp onlara lâyık bir evlât olmak için gayret göstermesi ırkçılıktan TAMAMEN ayrıdır.

İslâm ırkı reddetmez,IRKÇILIĞI MEN EDER…

İSLÂMIN IRKÇILIĞA BAKIŞI NASILDIR ?

Irkçılığı men eden âyet-i kerime:

“Ey insanlar! Muhakkak ki biz, sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve sizi millet millet, kabile kabile yaptık ki, tanışıp kaynaşasınız. ALLAH katında en şerefliniz Ondan en çok korkanınızdır.”
(Hucurat suresi, 13)

Aynı surede şöyle buyulur:

“Ancak müminler birbirinin kardeşidirler. Öyle ise, kardeşlerinizin aralarını ıslah edin.”

ALLAH (cc) ne Türkleri, ne Arapları, ne Kürtleri değil, ancak, müminleri birbiriyle kardeş ilân ediyor. NİTEKİM KUR'AN-I KERİMDE sıkça zikredilen ferman-ı ılâhi YA EYYÜHELLEZİNE AMENÜ (ey iman edenler ) şeklinde olmakta her hangi bir sınıf, ırk ayrımı gözetmeksızın yalnızca IMAN edenler lafzı ile bırbırlerine bağlanılmaktadırlar.

İslâm’a göre, mümin olmayan bir insan, mümin babasına varis olamıyor. İman gidince, maddî, uzvî ve ırkî bağlılık bir işe yaramıyor.

“Kendi nefsi için istediğini mümin kardeşi için de istemeyen (kâmil) mümin olamaz.” buyuran ALLAH Resulü (asm.), bu âyetin amel ve his âlemimize nasıl aksedeceği hususunda bize yol gösteriyor.

Müminler birbirlerini böylesine sevmeleri gerektiği halde şu veya bu sebeple aralarına kin ve husumet girerse, bu takdirde ne yapacaklardır? Âyet-i kerimenin devamı şunu emreder: “Kardeşlerinizin arasını ıslah edin.” Onları sulha, sükûna kavuşturun. Düşmanlıklarını, dostluğa, muhabbete, kardeşliğe çevirin.

Evet, Kuran’ın hükmüne göre müminler kardeştir. Hepsi bir tek aile. Tek bir cephedir. Onların arasına ayrılık sokanlar ise bilerek veya bilmeyerek karşı cephe namına çalışmış olmaktadırlar.

Hud Sûresinden ulvî bir ders: Nuh (as.) tufan hâdisesinde, “Ey Rabbim! Şüphesiz oğlum da benim ailemdendir. (benim ehlimdendir)” dediğinde, İlâhî cevap şöyle gelir: “Ey Nuh o senin ailenden (ehlinden) değildir.” Demek ki; insanın, inanmayan, isyan eden oğlu onun ehli sayılmıyor. Öyle ise inanmayan ırkdaşı da onun dostu, kardeşi olamaz. Bu hakikati hiçbir tevile imkân vermeyecek kadar net biçimde ortaya koyan bir ALLAH kelâmı:

“Ey iman edenler, babalarınızı ve kardeşlerinizi eğer küfrü imana tercih etmişlerse dost edinmeyin! Sizden kim onları dost edinirse işte onlar, zalimlerin ta kendisidir.”
(Tevbe suresi, 23)

Bu ayet, “Ancak müminler birbirinin kardeşidirler.” âyet-i kerimesinde ders verilen ince ruhun ve derin şuurun bir başka ifadesidir.

İnanmayan babanız , inanmayan kardeşiniz de sizin dostunuz değil.
Onları dost edinen insan, hakikati çiğnemiş, ınancına terslık ıle nefsıne zulmetmıstır.
.

‘Maliki yevmiddin’ olan ALLAH haber veriyor:

“O gün ne mal, ne evlât bir fayda vermez. ALLAH’a kalb-i selim ile gelenler müstesna..”
(Şuara suresi, 88-89)

Irk yakınlığının en birinci basamağı, en ileri seviyesi evlâtla baba arasındaki münasebet değil midir? Bu âyet, bu yakınlığın o meydanda para etmeyeceğini haber veriyor bize. Artık hangi ırkçılıktan bahsediyoruz. O gün kimsenin ne malına, ne mülküne, ne de kazandığı evlât sayısına bakılmayacak.

O gün tek geçer akçe var: Kalb-i selim. ALLAH’a teslim olmuş, Onun her emrine râm olmuş temiz ve halis bir kalp. Ondan başkasına bağlanmamış bir gönüldür. Bu gönül kimde bulunursa bulunsun, Arap’ta, Acemde türk’te kürt’te olsun makbuldür. Ve Cennet, kalb-i selim sahiplerinin varacağı mükâfat menzilidir. Orada her mümine, ihlâsına, ameline, ahlâkına, gayretine, himmetine göre makam verilecektir. Ondaki bütün tabakalar bu esaslara göredir.cennette her ırkın ayrı bir makamı yoktur.

ALLAH RESÜLÜ S.A.V IRKÇILIĞA BAKIŞI NEDİR ?

İns ve cinnin o yegâne rehberi, ırkçılık hakkında, “asabiyyet-i cahiliyye” tabirini kullanmış ve onu İslâm öncesi, Asr-ı Saadet öncesi, cehalet devrinden, fetret devrinden kalma çirkin bir dâvâ olarak görmüş ve göstermiştir. Bu vadide pek çok Hadis-i Şerifleri mevcut... Bunlardan birisi şöyle:

“Ümmetimin helâk olması üç şeyden ileri gelecektir: “Kaderiye (‘kişi kendi fiilinin yaratıcısıdır.’ cümlesinde ifadesini bulan, kaderi inkâr dâvâsı). Unsuruyet dâvâsı (ırkçılık) ve dinî meselelerde gevşeklik etmek.” (Taberanî, Mu’cemü’s-Sağir, 158)

Bir diğer Hadis-i Şerif:

“Asabiyet dâvâsına kalkışan, onu yaymaya çalışan, bu dâvâ uğrunda mücadele eden kimse bizden değildir.” (Ebu Davut, Edeb, 121)

Bir başka Hadisleri:

“Kim hevasına uyarak bâtıl yolda cenk eder, kavmiyetçiliğe çağrıda bulunur veya kavmiyetçiliğin sevkiyle öfke ve tehevvüre kapılırsa cahiliye ölümü üzere ölür.” (İbni Mace, Fiten, 7)

ALLAH Resulünün ırkçılık hakkındaki beyanlarını ‘Veda Hutbesi’ ile noktalayalım.

Resulûllah Efendimiz (asm.), 23 senelik tebliğ ve irşat hayatını noktalamaya yakın olduğu günlerde son haccını, ‘’veda haccını’’ yapar ve oradan irat ettiği eşsiz hutbesiyle Müslümanların dikkatini ana meselelerde bir kez daha yoğunlaştırır. Irkçılık âfetine de bu hutbede dikkat çekilmesi ayrıca bir önem arz eder.

Hutbenin bu bölümünde şöyle buyurulur:

“Ey İnsanlar!.. Rabbiniz birdir, babanız da birdir. Hepiniz Âdem’in çocuklarısınız. Âdem ise topraktandır. Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın da Arap üzerine üstünlüğü olmadığı gibi, kırmızı tenlinin siyah üzerine, siyahın da kırmızı tenli üzerine bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvada, ALLAH’tan korkmaktadır. ALLAH yanında en kıymetli olanınız Ondan en çok korkanınızdır.”

İslâm'a göre ırk öğesi insanlara doğal bir üstünlük sağlamadığı gibi medenî bir toplumun oluşmasında da temel etken değildir. Medenî bir toplum, hayvanlar gibi iç güdüleriyle birlikte yaşayan insanlardan değil, özgür iradeleriyle seçtikleri inanç ve idealler çevresinde toplanan insanlardan oluşur.

Bu nedenle Islâm toplumu Islâm'ı bir din, bir hayat düzen ve biçimi olarak benimseyen insanların oluşturduğu toplumdur. Belirleyici tek etkenin inanç olduğu bu toplumun oluşmasında başka hiçbir maddi ya da manevi etkenin katkısı yoktur.

Aynı akide çevresinde birleşen insanlar, kan bağları olmasa da kardeştirler (el-Hucurât, 49/10). Buna karşılık, aynı inancın paylaşılmaması durumunda, baba oğul arasında bile bir yakınlıktan söz edilemez. Iman etmediği için babasının çağrısına uymayan Hz. Nuh'un oğlu onun ailesinden sayılamaz (Hud, l l/46).

Aynı inancı paylaşan müminler küfrü tercih etmeleri durumunda ne babalarını, ne de kardeşlerini veli edinebilirler (et- Tevbe, 9/23). Hiçbir mümin, babası, oğlu, kardeşi ya da diğer bir yakını da olsa, ALLAH'a ve Peygamberine düşman olan kimseye sevgi besleyemez (el-Mücadele. 58/22).

Hz. Peygamber (s.a.s)'de câhilî bir âdet olan ırkçılığı sık sık gündeme getirerek eleştirmiş ve yasaklamıştır. Veda haccı sırasında, Veda Hutbesi olarak bilinen ünlü konuşmasında;

Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın Araba, beyaz renklının siyaha, siyah renklının beyaza bir üstünlüğü olmadığını, üstünlüğün yalnızca TAKVA ile olduğunu ilan etmiştir. Mekke'nin fethinde, Kabe'yi tavaf ettikten sonra yaptığı konuşmada Hz. Peygamber (s.a.s) aynı gerçeği şöyle dile getirmiştir:

"Sizden câhiliyye ayıplarını ve büyüklenmesini gideren ALLAH'a hamd olsun. Ey insanlar, tüm insanlar iki gruba ayrılırlar. Bir grup iyilik yapan, iyi olan ve kötülükten sakınanlardır ki bunlar ALLAH nazarında değerli olan kimselerdir. ikinci grup ise günahkar ve isyankar olanlardır ki bunlar da ALLAH nazarında değersiz olanlardır. Yoksa insanların hepsi Adem'in çocuklarıdır; ALLAH Adem'i de topraktan yaratmıştır." Irk üstünlüğü düşünceşinin temelsizliği başka bir hadiste de şöyle ortaya konur:

"Hepiniz Adem'in oğullarısınız, Adem de topraktan yaratılmıştır. Insanlar babaları ve dedeleri ile övünmekten vazgeçsinler. Çünkü onlar ALLAH nazarında küçük bir karıncadan daha değersizdirler" (Tirmizi Tefsir sure, 49).

Hz. Peygamber (s.a.s) insanların aynı kökten geldiklerini ve üstünlüğün yalnız takva ile ölçülebileceğini belirtmekle yetinmeyerek ALLAH'ın insanları ırklarına göre değerlendirmeyeceğini de ısrarla vurgular. Bir hadislerinde

"ALLAH kıyamet günü sizin soyunuzdan-sopunuzdan sormayacaktır. Şüphesiz ALLAH katında en üstün olanınız kötülüklerden en çok sakınanınızdır." buyurmuştur. Aynı anlam diğer bir hadiste de şöyle dile getirilir:

"ALLAH sizin mallarınıza ve şekillerinize bakmaz; fakat O sizin kalblerinize ve amellerinize bakar (Müslim, Birr, 33; Ibn Mâce, Zühd, 9). Bütün bu gerçek ve uyarılar karşısında ırkçılık davası güden kişinin müslümanlık iddiasının bir anlamı yoktur. Hz. Peygamber (s.a.s),

"ırkçılık davasına kalkışan bizden değildir, ırkçılık üzerine savaşa girişen de bizden değildir". (Müslim, Imare, 53, 54, 57) buyurarak böyle bir kişinin yerini tesbit etmiştir

KONUNUN HÜLÂSASI ŞUDURKİ ;

Kavmini sevmek değil onu diğer kavımlerden üstün görerek geriye kalan milletleri hakir hıtabına zemmetmek dinimiz islâm akıdesınce YASAKLANMIŞ bir haramdır.

Buna ıstınaden NE MUTLU TURKÜM DİYENE sözü batıldır .
Ceddımız Osmanlı kütüklerinde asla ırk ibareleri yer almamış o kısımda şu ıfade kullanılmıştır ‘’MILLIYETİ İSLÂM’’ .


Ecdatımızın tebâsında çok çeşitli mılletler islâm bağıyla hür ve yadırganmaksızın yaşamış her kadroda bu bağla yer bulmuştur .

Bugün halâ üstünlüğü ırklarda arayanları ise dınden bi haber tarıhten yoksun hafızalarını ıfadeyle yorumlamak yeterli değilmidir?


Selâm ve dua ile.




Sen hak ile meşgul olki!batıl seni işgal etmesin...

ümmüseleme

  • Yeni Kullanıcı
  • *
  • 134
    İleti
  • Puan: 3
Ynt: Birbirimizi duyabiliyor muyuz? (06 Nisan 2010)
« Yanıtla #3 : 09 Nisan 2010, 16:07:15 »
ALLAH razı olsun çok önemli konu aslında herkes layığıyla müslüman olmaya çalışsa zaten böyle ırkçılık gibi problemler olmaz ALLAH bize Osmanlı döneminde olduğu gibi yeniden o İslami bilinci versin inşALLAH

Ey bad-ı sâba,uğrarsa yolun semt-i harameyn'e,Selamımı ilet Rasulüssekaleyne

Sümeyye Kurt

  • Çalışkan Üye
  • *
  • 599
    İleti
  • Puan: 31
Ynt: Birbirimizi duyabiliyor muyuz? (06 Nisan 2010)
« Yanıtla #4 : 05 Ekim 2010, 10:37:29 »
ALLAH razi olsun umutfm bide haktanda cok güzel konu yazdi emegine yüregine saglik masALLAH.Milliyeti ISLAM helal olsun sana haktan.

Seo4Smf Tagleri:
Tıklayın, konuyu kendi sosyal ağlarınızda paylaşın.
 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
0 Yanıt
123 Gösterim
Son İleti 24 Ekim 2009, 20:11:55
Gönderen: inşirah
0 Yanıt
147 Gösterim
Son İleti 03 Ocak 2010, 14:08:19
Gönderen: Umut Fm
2 Yanıt
176 Gösterim
Son İleti 14 Eylül 2010, 01:43:59
Gönderen: Sümeyye Kurt
4 Yanıt
429 Gösterim
Son İleti 20 Nisan 2010, 22:12:19
Gönderen: Nilden
3 Yanıt
261 Gösterim
Son İleti 03 Mayıs 2010, 16:39:29
Gönderen: Nilden