BİR İNSAN IRKINI SEVMEKLE IRKÇI OLURMU ?
Irkçılığı yasaklayan ayet-i kerime ve hadis-i şeriflere dikkatle baktığımızda kavmini sevmekle, kavmiyetçilik dâvâsı gütmenin ayrı şeyler olduğunu açıkça görürüz.
İslâm’ın yasakladığı, ALLAH Resulü’nün şiddetle menettiği, “kavmiyetçilik dâvâsında bulunmak”, diğer Müslümanlara hor bakmak, İslâm’ı bölüp parçalamak ve takvanın dışında bir başka fazilet ve üstünlük ölçüsü getirmek İslâm’ın ruhuna ters düşmektir.
İnsanın içinde yaşadığı milletini sevmesi, onlara acıması, onların hatasını düzeltmeye çalışması, ecdadının MAZİDEKİ İFTİHAR verici hallerini hatırlayıp onlara lâyık bir evlât olmak için gayret göstermesi ırkçılıktan TAMAMEN ayrıdır.
İslâm ırkı reddetmez,IRKÇILIĞI MEN EDER…
İSLÂMIN IRKÇILIĞA BAKIŞI NASILDIR ?
Irkçılığı men eden âyet-i kerime:
“Ey insanlar! Muhakkak ki biz, sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve sizi millet millet, kabile kabile yaptık ki, tanışıp kaynaşasınız. ALLAH katında en şerefliniz Ondan en çok korkanınızdır.”
(Hucurat suresi, 13)
Aynı surede şöyle buyulur:
“Ancak müminler birbirinin kardeşidirler. Öyle ise, kardeşlerinizin aralarını ıslah edin.”
ALLAH (cc) ne Türkleri, ne Arapları, ne Kürtleri değil, ancak, müminleri birbiriyle kardeş ilân ediyor. NİTEKİM KUR'AN-I KERİMDE sıkça zikredilen ferman-ı ılâhi YA EYYÜHELLEZİNE AMENÜ (ey iman edenler ) şeklinde olmakta her hangi bir sınıf, ırk ayrımı gözetmeksızın yalnızca IMAN edenler lafzı ile bırbırlerine bağlanılmaktadırlar.
İslâm’a göre, mümin olmayan bir insan, mümin babasına varis olamıyor. İman gidince, maddî, uzvî ve ırkî bağlılık bir işe yaramıyor.
“Kendi nefsi için istediğini mümin kardeşi için de istemeyen (kâmil) mümin olamaz.” buyuran ALLAH Resulü (asm.), bu âyetin amel ve his âlemimize nasıl aksedeceği hususunda bize yol gösteriyor.
Müminler birbirlerini böylesine sevmeleri gerektiği halde şu veya bu sebeple aralarına kin ve husumet girerse, bu takdirde ne yapacaklardır? Âyet-i kerimenin devamı şunu emreder: “Kardeşlerinizin arasını ıslah edin.” Onları sulha, sükûna kavuşturun. Düşmanlıklarını, dostluğa, muhabbete, kardeşliğe çevirin.
Evet, Kuran’ın hükmüne göre müminler kardeştir. Hepsi bir tek aile. Tek bir cephedir. Onların arasına ayrılık sokanlar ise bilerek veya bilmeyerek karşı cephe namına çalışmış olmaktadırlar.
Hud Sûresinden ulvî bir ders: Nuh (as.) tufan hâdisesinde, “Ey Rabbim! Şüphesiz oğlum da benim ailemdendir. (benim ehlimdendir)” dediğinde, İlâhî cevap şöyle gelir: “Ey Nuh o senin ailenden (ehlinden) değildir.” Demek ki; insanın, inanmayan, isyan eden oğlu onun ehli sayılmıyor. Öyle ise inanmayan ırkdaşı da onun dostu, kardeşi olamaz. Bu hakikati hiçbir tevile imkân vermeyecek kadar net biçimde ortaya koyan bir ALLAH kelâmı:
“Ey iman edenler, babalarınızı ve kardeşlerinizi eğer küfrü imana tercih etmişlerse dost edinmeyin! Sizden kim onları dost edinirse işte onlar, zalimlerin ta kendisidir.”
(Tevbe suresi, 23)
Bu ayet, “Ancak müminler birbirinin kardeşidirler.” âyet-i kerimesinde ders verilen ince ruhun ve derin şuurun bir başka ifadesidir.
İnanmayan babanız , inanmayan kardeşiniz de sizin dostunuz değil.
Onları dost edinen insan, hakikati çiğnemiş, ınancına terslık ıle nefsıne zulmetmıstır.
.
‘Maliki yevmiddin’ olan ALLAH haber veriyor:
“O gün ne mal, ne evlât bir fayda vermez. ALLAH’a kalb-i selim ile gelenler müstesna..”
(Şuara suresi, 88-89)
Irk yakınlığının en birinci basamağı, en ileri seviyesi evlâtla baba arasındaki münasebet değil midir? Bu âyet, bu yakınlığın o meydanda para etmeyeceğini haber veriyor bize. Artık hangi ırkçılıktan bahsediyoruz. O gün kimsenin ne malına, ne mülküne, ne de kazandığı evlât sayısına bakılmayacak.
O gün tek geçer akçe var: Kalb-i selim. ALLAH’a teslim olmuş, Onun her emrine râm olmuş temiz ve halis bir kalp. Ondan başkasına bağlanmamış bir gönüldür. Bu gönül kimde bulunursa bulunsun, Arap’ta, Acemde türk’te kürt’te olsun makbuldür. Ve Cennet, kalb-i selim sahiplerinin varacağı mükâfat menzilidir. Orada her mümine, ihlâsına, ameline, ahlâkına, gayretine, himmetine göre makam verilecektir. Ondaki bütün tabakalar bu esaslara göredir.cennette her ırkın ayrı bir makamı yoktur.
ALLAH RESÜLÜ S.A.V IRKÇILIĞA BAKIŞI NEDİR ?
İns ve cinnin o yegâne rehberi, ırkçılık hakkında, “asabiyyet-i cahiliyye” tabirini kullanmış ve onu İslâm öncesi, Asr-ı Saadet öncesi, cehalet devrinden, fetret devrinden kalma çirkin bir dâvâ olarak görmüş ve göstermiştir. Bu vadide pek çok Hadis-i Şerifleri mevcut... Bunlardan birisi şöyle:
“Ümmetimin helâk olması üç şeyden ileri gelecektir: “Kaderiye (‘kişi kendi fiilinin yaratıcısıdır.’ cümlesinde ifadesini bulan, kaderi inkâr dâvâsı). Unsuruyet dâvâsı (ırkçılık) ve dinî meselelerde gevşeklik etmek.” (Taberanî, Mu’cemü’s-Sağir, 158)
Bir diğer Hadis-i Şerif:
“Asabiyet dâvâsına kalkışan, onu yaymaya çalışan, bu dâvâ uğrunda mücadele eden kimse bizden değildir.” (Ebu Davut, Edeb, 121)
Bir başka Hadisleri:
“Kim hevasına uyarak bâtıl yolda cenk eder, kavmiyetçiliğe çağrıda bulunur veya kavmiyetçiliğin sevkiyle öfke ve tehevvüre kapılırsa cahiliye ölümü üzere ölür.” (İbni Mace, Fiten, 7)
ALLAH Resulünün ırkçılık hakkındaki beyanlarını ‘Veda Hutbesi’ ile noktalayalım.
Resulûllah Efendimiz (asm.), 23 senelik tebliğ ve irşat hayatını noktalamaya yakın olduğu günlerde son haccını, ‘’veda haccını’’ yapar ve oradan irat ettiği eşsiz hutbesiyle Müslümanların dikkatini ana meselelerde bir kez daha yoğunlaştırır. Irkçılık âfetine de bu hutbede dikkat çekilmesi ayrıca bir önem arz eder.
Hutbenin bu bölümünde şöyle buyurulur:
“Ey İnsanlar!.. Rabbiniz birdir, babanız da birdir. Hepiniz Âdem’in çocuklarısınız. Âdem ise topraktandır. Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın da Arap üzerine üstünlüğü olmadığı gibi, kırmızı tenlinin siyah üzerine, siyahın da kırmızı tenli üzerine bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvada, ALLAH’tan korkmaktadır. ALLAH yanında en kıymetli olanınız Ondan en çok korkanınızdır.”
İslâm'a göre ırk öğesi insanlara doğal bir üstünlük sağlamadığı gibi medenî bir toplumun oluşmasında da temel etken değildir. Medenî bir toplum, hayvanlar gibi iç güdüleriyle birlikte yaşayan insanlardan değil, özgür iradeleriyle seçtikleri inanç ve idealler çevresinde toplanan insanlardan oluşur.
Bu nedenle Islâm toplumu Islâm'ı bir din, bir hayat düzen ve biçimi olarak benimseyen insanların oluşturduğu toplumdur. Belirleyici tek etkenin inanç olduğu bu toplumun oluşmasında başka hiçbir maddi ya da manevi etkenin katkısı yoktur.
Aynı akide çevresinde birleşen insanlar, kan bağları olmasa da kardeştirler (el-Hucurât, 49/10). Buna karşılık, aynı inancın paylaşılmaması durumunda, baba oğul arasında bile bir yakınlıktan söz edilemez. Iman etmediği için babasının çağrısına uymayan Hz. Nuh'un oğlu onun ailesinden sayılamaz (Hud, l l/46).
Aynı inancı paylaşan müminler küfrü tercih etmeleri durumunda ne babalarını, ne de kardeşlerini veli edinebilirler (et- Tevbe, 9/23). Hiçbir mümin, babası, oğlu, kardeşi ya da diğer bir yakını da olsa, ALLAH'a ve Peygamberine düşman olan kimseye sevgi besleyemez (el-Mücadele. 58/22).
Hz. Peygamber (s.a.s)'de câhilî bir âdet olan ırkçılığı sık sık gündeme getirerek eleştirmiş ve yasaklamıştır. Veda haccı sırasında, Veda Hutbesi olarak bilinen ünlü konuşmasında;
Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın Araba, beyaz renklının siyaha, siyah renklının beyaza bir üstünlüğü olmadığını, üstünlüğün yalnızca TAKVA ile olduğunu ilan etmiştir. Mekke'nin fethinde, Kabe'yi tavaf ettikten sonra yaptığı konuşmada Hz. Peygamber (s.a.s) aynı gerçeği şöyle dile getirmiştir:
"Sizden câhiliyye ayıplarını ve büyüklenmesini gideren ALLAH'a hamd olsun. Ey insanlar, tüm insanlar iki gruba ayrılırlar. Bir grup iyilik yapan, iyi olan ve kötülükten sakınanlardır ki bunlar ALLAH nazarında değerli olan kimselerdir. ikinci grup ise günahkar ve isyankar olanlardır ki bunlar da ALLAH nazarında değersiz olanlardır. Yoksa insanların hepsi Adem'in çocuklarıdır; ALLAH Adem'i de topraktan yaratmıştır." Irk üstünlüğü düşünceşinin temelsizliği başka bir hadiste de şöyle ortaya konur:
"Hepiniz Adem'in oğullarısınız, Adem de topraktan yaratılmıştır. Insanlar babaları ve dedeleri ile övünmekten vazgeçsinler. Çünkü onlar ALLAH nazarında küçük bir karıncadan daha değersizdirler" (Tirmizi Tefsir sure, 49).
Hz. Peygamber (s.a.s) insanların aynı kökten geldiklerini ve üstünlüğün yalnız takva ile ölçülebileceğini belirtmekle yetinmeyerek ALLAH'ın insanları ırklarına göre değerlendirmeyeceğini de ısrarla vurgular. Bir hadislerinde
"ALLAH kıyamet günü sizin soyunuzdan-sopunuzdan sormayacaktır. Şüphesiz ALLAH katında en üstün olanınız kötülüklerden en çok sakınanınızdır." buyurmuştur. Aynı anlam diğer bir hadiste de şöyle dile getirilir:
"ALLAH sizin mallarınıza ve şekillerinize bakmaz; fakat O sizin kalblerinize ve amellerinize bakar (Müslim, Birr, 33; Ibn Mâce, Zühd, 9). Bütün bu gerçek ve uyarılar karşısında ırkçılık davası güden kişinin müslümanlık iddiasının bir anlamı yoktur. Hz. Peygamber (s.a.s),
"ırkçılık davasına kalkışan bizden değildir, ırkçılık üzerine savaşa girişen de bizden değildir". (Müslim, Imare, 53, 54, 57) buyurarak böyle bir kişinin yerini tesbit etmiştir
KONUNUN HÜLÂSASI ŞUDURKİ ;
Kavmini sevmek değil onu diğer kavımlerden üstün görerek geriye kalan milletleri hakir hıtabına zemmetmek dinimiz islâm akıdesınce YASAKLANMIŞ bir haramdır.
Buna ıstınaden NE MUTLU TURKÜM DİYENE sözü batıldır .
Ceddımız Osmanlı kütüklerinde asla ırk ibareleri yer almamış o kısımda şu ıfade kullanılmıştır ‘’MILLIYETİ İSLÂM’’ .
Ecdatımızın tebâsında çok çeşitli mılletler islâm bağıyla hür ve yadırganmaksızın yaşamış her kadroda bu bağla yer bulmuştur .
Bugün halâ üstünlüğü ırklarda arayanları ise dınden bi haber tarıhten yoksun hafızalarını ıfadeyle yorumlamak yeterli değilmidir?
Selâm ve dua ile.