๑۩۞۩๑ İSLAMİ GENEL ๑۩۞۩๑ > Dini Konulardaki Sorularınız

"Ben gizli bir hazine idim, bilinmek istedim " hadisi sahih mi?

<< < (2/4) > >>

uyku:
Ben gizli bir hazineydim, bilinmeyi istedim ve mahlûkatı yarattım’ (bk. Keşfu’l-hafâ, II, 132, hadis: 2016)hadisine karşı iti­razlar var. Bu itirazlara nasıl cevap verebiliriz?

Tasavvuf çevrelerinde, âlemin yaratılışı ile ilgili konuları îzâh sadedinde rivâyet edilen bu hadise başta İbn Teymiye olmak üzere bir takım ilim ve hadis ricâlinin karşı çıktığı ve uydurma olduğunu söyledikleri bilinmektedir. Ancak bu sözün Kur’an’daki: ‘Ben insanları ve cinleri bana kulluk etsinler diye yarattım.’ âyetine uygun düştüğünü öne süren Aliyyü’l-Kâri gibi âlimler de eksik değildir. Aliyyü’l-Kâri hadisin bu âyete uygunluğunu îzâh ederken âyette geçen ‘bana kuluk etsinler’ ibâresini İbn Abbâs’ın ‘beni tanısınlar’ şeklinde tefsir ettiğini delil göstermektedir (bk. Keşfu’l-Hafâ, II, 132). İbn Teymiye’nin müteşeddid ulemâdan olduğu özellikle tasavvufî konulardaki rivâyetlere karşı titizlik gösterdiği mâlûmdur. Aliyyü’l-Kâri de müteşeddid âlimlerden sayıldığı halde hadisin mânâsını kabûl etmek sûretiyle işin önünü açmıştır.

Tasavvuf ehlinin hadislere bakışı ve hadisleri nakledip kullanmadaki usulleri hadisçilerin usûlüne benzemez. Hadisçiler hadisleri bir eczâcı titizliği ile senedleri ve mânâları ile naklederler. Çünkü işleri budur. Sûfiler ve diğer ilim erbâbı ise kendi ilimlerini alâkadar eden rivâyetlerle ilgilenirler. Onlardan hadisçilerin rivâyet titizliği beklenmez. Onları alâkadar eden mânâdır, mânânın Kur’an muhtevâsına uygunluğudur. Bu uygunluğu gördükten sonra gerisi o kadar önemli değildir. İman bir tanıma (ma’rifet) ve sevme (muhabbet) işidir. Kulluk tanıma ile başlar, sevme ile gelişir. ALLAH Teâlâ kendi sıfatlarını ızhâr etmek istediği için varlık âlemini yaratmıştır. Binâenaleyh âlemin varlığında bir sevgi, devamında da bir sevgi ve câzibe vardır. Meseleye bu açıdan bakıldığında hadisin anlamı doğrudur. Ama illâ hadis kaynaklarından delil isteniyorsa onu bulmak zordur. Herhalde bu zorluktan dolayı olsa gerek ki Bursalı İsmâil Hakkı Kenz-i Mahfî adlı risâlesinde bu sözün mükâşefe ehlince sahih kabûl edildiğini belirtmektedir.

Altınoluk Dergisi

*karanfil*:
Bu ayet olarak gelmemiştir ama kudsi hadis olarak geçtiği ifade edilir. sahih olmadığını söyleyenler olsa da bu zaten daha çok tasavvuf çevrelerince kullanılan bir hadis. kütübi sitte'de geçmemesinin sebebi bu olabilr.

uyku:

--- Alıntı yapılan: *karanfil* - 15 Şubat 2009, 10:12:49 ---Bu ayet olarak gelmemiştir ama kudsi hadis olarak geçtiği ifade edilir. sahih olmadığını söyleyenler olsa da bu zaten daha çok tasavvuf çevrelerince kullanılan bir hadis. kütübi sitte'de geçmemesinin sebebi bu olabilr.

--- Alıntı sonu ---

Tasavvuf çevreleri hadislerin güvenirliliğine dikkat etmiyorlar mı?
ALLAH'ın bilinmeye ihtiyacı mı var?

şehidi evvel:
http://www.welayet.com/index.php?topic=1375.msg7481#msg7481

şu linkte bu konu ile alakalı baya tafsilatlı bir bilgi verilmiş dostlar

etka:

--- Alıntı yapılan: uyku - 21 Şubat 2009, 23:47:28 ---ALLAH'ın bilinmeye ihtiyacı mı var?
--- Alıntı sonu ---

Katı akıl ile konuya yaklaşılacaksa, o zaman ALLAH'ın (cc) kimsenin ibadetine de ihtiyacı yoktur. Ama bizleri yaratmış ve kendisine ibadeti emir buyurmuştur.

ALLAH'ı (cc) "bilen" insan O'na ibadet eder, günah işlediğinde "bilen" kimse istiğfar eder, kapısına geldiğini, hatasını anladığını ifade edip affetmesi için yalvarır. Demek ki bilmek şarttır. ALLAH-u Zül Celal Hazretleri bilinmeyi murad etmişti ki biz O'nu (cc) biliyoruz. Murad etmeseydi nasıl bilebilirdik.


--- Alıntı yapılan: uyku - 21 Şubat 2009, 23:47:28 ---Tasavvuf çevreleri hadislerin güvenirliliğine dikkat etmiyorlar mı?
--- Alıntı sonu ---


Şu an yaptığımız ibadetlerimizi kendisinin "hükümlerine" göre icra ettiğimiz İmam-ı Azam Ebu Hanife (ks)' de tasavvuf ehli idi. İmam-ı Rabbani Müceddid-i Elf-i Sani, Abdülkadir-i Geylani, İmam-ı Gazali, Muhyiddin-i Arabi, Mevlana Celaleddin-i Rumi (k.s.a.) gibi İslam'ın şeref tabloları olan yüzbinlerce ulema, evliya ve meşayih'in tamamı tasavvuf ehli idi. "Vehbi" ilim sahibi idiler.




--- Alıntı yapılan: uyku - 14 Şubat 2009, 23:31:58 ---İman bir tanıma (ma’rifet) ve sevme (muhabbet) işidir. Kulluk tanıma ile başlar, sevme ile gelişir. ALLAH Teâlâ kendi sıfatlarını ızhâr etmek istediği için varlık âlemini yaratmıştır. Binâenaleyh âlemin varlığında bir sevgi, devamında da bir sevgi ve câzibe vardır. Meseleye bu açıdan bakıldığında hadisin anlamı doğrudur. Ama illâ hadis kaynaklarından delil isteniyorsa onu bulmak zordur. Herhalde bu zorluktan dolayı olsa gerek ki Bursalı İsmâil Hakkı Kenz-i Mahfî adlı risâlesinde bu sözün mükâşefe ehlince sahih kabûl edildiğini belirtmektedir.[/b]
--- Alıntı sonu ---


Yukarıdaki yazıdan anlaşılacağı üzere; Hadis'in anlamı doğrudur.
Mukaşefe ehli (keşif sahibi) mübareklerin, Kütüb-ü Sitte'de bulunamayan fakat manasının doğruluğunda şüphe bulunmayan Hadis'leri istifadeye sunmuş olmaları, kendilerine verilen "Vehbi İlim" sayesindedir.

Demekki, tasavvuf ne kadar güzel ve safi bir yol ki; kılı kırk yarıyor ve din kaynaklarında "eksik kalmış" konuları ALLAH'ın izniyle mü'minlerin istifadesine sunuyor.

Şu durumda; doğruluğu kabul edildikten sonra, sahih midir değil midir konusunun hiç bir önemi yoktur, böyle bir tartışmanın mü'minlere kazandıracağı bir kar da bulunmamaktadır. Bizlere düşen o güzel hakikatleri yaşamak ve yaşatmaktır.

Navigasyon

[0] Mesajlar

[#] Sonraki Sayfa

[*] Önceki Sayfa

Tam sürüme git