16 Temmuz Suriye Direnişi...
İnsanın kalbi ile konuşması kadar ayrıcalıklı bir haldir, hissetmek…
Etrafımda bir koşuşturma, kermes düzenleyen hanımefendi kızlarımız ve mutlu eden cirolar, alınan iç çamaşırları, çocuk kıyafetleri, oyuncaklar, kadınlara has erzaklar, termoslar, sefer tasları, öğrencilerimin yaptıkları boncuklar... kutulara konulup hazırlanılan özenle paketlenen erzaklar... Öğrencilerimin ikişer gruplarla kendine has çabaları ile hazırladıkları kızların takı, erkeklerin tespih yapan minicik ellerinden süzülen ışık ile Suriyeli çocukların mutluluğunu neşesini ve sevincini düşünerek yapılan çalışmalar… Koliler hazırlanırken bir öğrencimin yanıma heyecanla gelerek “ kitapta gönderelim mi?” Demesi… Gözlerindeki o ışık ve heyecan... Bunlar bana yeniden yaşadığımı hatırlattı...
Militan ruhum nefes almaya başladı sanki... Haksızlığa karşı direnme içgüdüsü ve bir çeşit rahatlama seansı...
Bu ülkenin çocukları hala yaşıyorlar…
Çocukların yaptıkları bileklikler, kolyeler ve tespihleri poşetten adamlar hazırlayıp özenle içine mesajlar ve mektuplar yazmaları, kendi aralarında yaşadıklar o sevinç coşkusuyla boncukları misinalara takmaları üstelik elleri titremeden…
Hayallerinin içine kardeşlerini ortak etmeleri asıl önemli yanı bunu bilinçli bir şekilde ve gayretle yapmaları beni mutlu ediyor…
Halkların kardeşliği, sivil direnişin kitleler halinde çoğalması salt bir vicdan çağıltısı olarak yayılması ve yücelmesi insani bir hal olarak büyümeye devam eder, ediyor…
Bir avuç gencin başlattığı 16 Temmuz Gençlik Hareketi adı altında devam eden onurlu çalışmanın yankısı şimdi tüm Türkiye’den duyuluyor. Duyulmaya da devam edecek, biliyorum bu burada kalmayacak…
Suriye'de yaşanan bu kaos mazide Bosna Hersek ne ise, dün Mısır'da o, Şimdi Suriye, yarın belki İran ve Türkiye…
Özellikle son zamanlarda yaşanan gelişmeler, kamuoyunda tüm bölgeyi içine alabilecek bir savaşın kapıda olabileceği izlenimini oluşturdu. Oysa Orta doğu toprakları bir zamanlar böyle değildi. Aksine, Müslümanların tek bir çatı altında birlik olduğu dönemlerde bu bölgede asırlar süren bir istikrar, barış ve huzur dönemi yaşanmıştı. Orta doğuda 20. yüzyıla kadar süren istikrarın nedeni, bu topraklarda İslam ahlakının hâkim olması ve Müslümanların birliktelikleriydi.
Son 1400 yıl içinde Müslümanlar Orta doğuya hep birlik, dayanışma barış ve huzur getirmişlerdi. Hz. Ömer'in Filistin’e getirdiği barış ve adalet ile başlayan Kudüs fethi, Haçlı Seferleri Döneminde Selahaddin Eyyubi’nin Adaleti Osmanlı dönemine kadar 7 yüzyıl boyunca devam etti. Oysa o dönemden sonra bölgede hasretle beklenen barışın inşa edilebilmesi için bugüne kadar yapılan tüm girişimlerin şimdilerde başarısızlıkla neticelenmesinin nedenleri üzerine durursak eğer işte o zaman bu çabanın nedenleri ortaya çıkacaktır.
Ve işte o zaman bu gençlik hareketinin altının ne kadar dolu olduğu ve son yıllarda gerçekleşen en büyük gençlik hareketi olduğu idrak edilecektir.
İslam birlik coğrafyasını oluşturup zalime “dur!” demedikçe İslam coğrafyası kaynamaya devam edecek. Haritaların silinip büyük orta doğu sınırlarının çizildiği ve bunun gerçekleştirilmesi adına kan ve silahın meşrulaştırıldığı bu yıkım ve kıyımların yerini huzur ve sükunete bırakacağı, çizdikleri sınırların nasıl ayaklarına ve başlarına dolandığını görecekleri günler gelecektir... Haçlı seferlerini başlatanlar korksunlar ki; Nur'un tamamlanması yakındır!
Hikâyenin öne çıkan üzgün kahramanları Tunus, Mısır, Irak, Suriye İran kısaca İslam coğrafyasını bu hale getiren İster Amerika komplosu olsun, ister İsrail tetiklemesi, ister kitlesel oyunlar devreye sokulsun… Sebep her ne ise sonuç insan kıyımıdır ki, eli vicdanına yakın her yüreği rahatsız eder.
Bizde rahatsızız... Uykularımız bunun için kaçıyor, erkeğiyle kadınıyla ve çocuklarıyla destek vermemiz bunun içindir, insani hırs, heves ve heva değil derdimiz, derdimiz zulüm ve işkenceye "DUR!" demektir...
Bütün bu yazdıklarım gerçek veya farazi olsun, büyük orta doğu projesinin bir ayağı olsa da olmasa da ezilen halkın sessizce önce çıkan, çığlığın bir yansımasıdır bu direniş.
İsyan içte başlar ve ruhun bütün hücrelerine sirayet eder, önce içlerinde başlayıp sonra dünyayı ele alan bir ayaklanma olarak özgürlüğün sancağını şaha kaldırmakta bu gençlerin mahareti olsun istiyorum…
Bu ülkede yaşayan ve kanlarına ve sütlerine maraz değmeyen her T.C vatandaşı eminim benim gibi bu istek ve coşku ateşiyle yanıyor....
Sebep ve sonuç ne olursa olsun bu bir vicdan meselesidir!
“Ya onun yerinde ben olsaydım!” düşüncesi de değil sadece, sürgüne düşmeden evvel, sürgünü içinde taşıma yarışıdır…
Bu kervan bir şekilde yolunu bulur, ve devrim kendi çocuklarını kendisi doğurur…
Ayşe Büşra Erkeç